28 Ağustos 2011 Pazar

Geçmiş Dün

Takip edesim var bir nefesi,
Yolundan gidesim of demeden,
Dönesim var terkettiğim yıllara,
Küçülesim..
Asiti kaçmış kolayı sevmem ama onu bile var son günlerde 
içesim...
Sesimi duyurasım var dağlara taşlara,öpesim var gökteki kuşları..
Sevesim var eskiyi,küsüp gittiğim anılarımı kucaklayasım var...
Af dileyen herkesi affetmek var gönlümde...
Ezip geçen lastiği yahut resmini asasım bile var tavanıma...
Eskiyle kucaklaşasım var şu son günlerde dolu dizgin...
Eskide kalan herşeyi çöldeki kum taneciklerinin suyu özlediği gibi özlemişim meğer..
İnsanları yahut eşyaları farketmez,eskiden kalan küçüçük bir tokamı bile öptüm bu gece...
Eskiden kurtulmaya çalışma çabalarımın aslında ne kadar da önemsiz olduğunu anladım bu gece..
Kötüyü bilmek,iyinin kıymetini arttırıyormuş meğer... Kurtulmaya çalışmak gibi bir çabam yok artık eskiden,kötüden... Hepsi benim şaheserim iyi-kötü,kucaklarım.
Şarkılar anımsatıyor birde burnumu çekiştiren kokular eski günlerimi..
Yeniden dinlemek istiyorum bir sokaktan geçerken dinlediğim şarkıları aynı ruh halinde,yeniden koklamak istiyorum begonvilleri o günki güzelliğiyle...
Yeniden yaşamak istiyorum izlediğim bir filmi tekrar izlemek gibi heyecansız...
Nedenini sormayın,istiyorum sadece...
Mesela anneannemin evinin kokusunu yapıştırmak istiyorum yeniden burnuma,dedemin tütün kolonyasını ama onun ellerinden...
Anlattıklarım sadece senin anladığın kadar biliyorum,ne düşünürsen düşün sen ben geçmişimi silmiyorum...     Şimdiyi ise çok seviyorum... Çünkü biliyorum ki şimdi de yarınımın eskisi olacak...


Tahirle Zühre Meselesi
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
`Meselâ denerken damarlarında bir serumu   ölmek ayıp olur mu?`
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir.
ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak.
`Yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? `
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

''Nazım Hikmet''

Ben Senden Önce Ölmek İsterim
Ben
 senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
Odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun, şeffaf,
Beyaz camdan olsun
 ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun: vazgeçtim toprak olmaktan,vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için... 
Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız.
Külümün içinde külün,
Ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar...
Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize,
Atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak:
Biri sen,biri de ben.
Ben daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
Ama sen de beraber.
''Nazım Hikmet''

27 Ağustos 2011 Cumartesi


Durup Dururken
Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı, 
Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı, 
Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta, 
Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç, 
Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç, 
Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta, 
Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan, 
Durup dururken kafamda bir güneşli duman, 
Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne, 
Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne...
                                                                                  
  ''Nazım Hikmet''
                                                                                                          

26 Ağustos 2011 Cuma

Ben de büyüdüm ve küçülmek istiyorum an be an...

Yılllllar yıllar önceydi bir minik 'meraba dünya *.*' dedi.
Oksijenle merabalaştı,ilk oksijen ağlattı onu.
Sonra açlık ve istediklerini söyleyememesi... Belkide sırtı kaşınıyordu kimsenin haberi yoktu. Iıığh ılık suyu hiç sevmiyordu. Birazcık büyüdü ve hayata karıştı mayonezi çırparak inceden dökülen sıvı yağ gibi,homojenleşti dünyanın içinde..
Biracık daha büyüdü ve keşfetti Dünya'yı..
Ama kendi minik dünyasında acı denince aklına sadece biber geliyordu,tatlı denince dondurma...
Sadece düştüğünde ağlıyordu,dizleri kanadı ilk kez ve o günden sonra yaramaz yerlere de yaramazlığından ötürü acı biber sürüldüğünü sandı..
Öğrenmişti; artık yaramaz yerlerde oynamıyordu.
Kendisi çok uysal olsada saçları kavgacıydı,tokaları saçlarından kaçıyordu...
Akşam ezanı eve dönüş sesiydi...
Gece yatarken sabah kahvaltıda yiyeceği omleti düşlüyordu,o zamanlar bu kadar küçüktü hayalleri..Mutlu etmeye yetiyordu.
Annesinden,ailesinden ayrı kalamazdı hiç,bu yüzden yatılı kalmazdı öyle kimselerde...
Evinin küçük hanımıydı,tek oyun arkadaşıda annesi...
Mahallesindeki çocukların hırçınlığından hoşnut değildi bu yüzden aralarına karışmazdı...
Balkondu sokak kültürü...
Annesinin kıyafetlerini,ayakkabılarını giyer kendisini büyütürdü..
O zamanlar iyi birşey sanardı büyük olmayı..
Yanıldı...
Birazcık daha büyüdü ve insanların diğer yüzünü de tanıdı..
Sonra baktı ki heryere acı biber sürülmüş.. Her yer yaramazlık mı yapmıştı?
Belkide annesi dünyaya kızmıştı ve heryerine acı biber sürmüştü.. O zamanlara göre bunun başka bir açıklaması olamazdı... Şimdi ise biliyor; bu dünya bir kaynana,iyilik etmiyor hayrına...

14 Ağustos 2011 Pazar

Camekan





Kalbin bazen uçar gider peşinden koşarsın ya hani,sonra bir öcü seni yer bitirir belki üzülür sonra..
Gerisini try to say...


Küçükken benimde böyle bir müzik kutum vardı,hayalimde kuyruğu saçaklı büyükçe bir kuş ve bu kadar beton yoktu...


Bakmak görmek demek değildir.





11 Ağustos 2011 Perşembe

suya dokun hayat bulsun :)

http://www.artistsindevon.com/water/water_1.htm

bu linke tıklayın daha sonra fotoğraf açıldığında mouse u resmin üzerinde gezdirin ve neler olduğunu görün!
oklara tıklayarak diğer fotoğraflara da bakabilirsiniz.. gerçekten insanın ruhunu dinlendiren giftler bunlar :)
veya sol üstte menü seçeneğine tıklayıp diğer fotoğraflara da göz atabilirsiniz,hepsi çok güzel giftler :)

7 Ağustos 2011 Pazar

Bir Baktım Solda Bir Yusufçuk :)

Babam marketten gelmişti bende poşetleri almak için bir koşu aşağıya ineyim dedim onu kapıda karşılamak için inerken kafamı sola çevirdim birde ne göreyim kocaman bir Yusufçuk..Kolyemdekinin tıpkısının aynısı :))
Fotoğraf makinemi kaptığım gibi yanına gittim 
lakin ben poşetleri taşırken benden ürkmüş olsa gerek bir baktım yerinde yok :( zzz diye bir ses geldi kafamı bir kaldırdım tavanda duruyor :) meğer bana sesleniyormuş ''burdayım Deniiiiz!'' diye... Baktım o pozisyondayken onu fotoğraflamak imkansız süpürgeyi kaptım geldim onu incitmeden süpürgeyle dürtükledim uçup başka yere konmasını istedim çünkü. Ve beni kırmadı sözümü tuttu gitti pencereye konuverdi bizim Yusufçuk :) 


Önce ürkmesin diye yakınlaştırıp çektim lakin flash patladı yinede kaçmadı :)

Ne güzel kanatların var be mübarek...




Flashı kapadım dibine dibine girdim kaçmadı sanki anladı derdimi poz verdi :)

Daha da yakındaaaan...
Böceklerin en asili bana göre bu Yusufçuk :)
Toz kanatlı Yusufçuk..

Daha yakını..kaçmadı işte kaçmadı o beni anladı sevdi beni o :)



5 Ağustos 2011 Cuma

şimdilerde hüzüntülük gibi bir kız

Uzun zaman oldu görmeyeli elzem yüzü..Uzuuun uzun günler yedi içimin hüzüntüsü.
Yolculuk gibi birşey her gün,her gün ayrı bir şehir,bir ülke sanki.. Değişmeyen bir ben kalabalıklar ortasında yalnız saçları dolaşık bir kız! Gözlerinden sürmesi akmış,gözlerinde iri yorgunluk,gözleri iri..
Yalnızlık çıplaklığına bir elbise gibi.. Düşünceleri yapılmayı bekleyen bir inşaat gibi onda kum eksik,tuğla eksik..
Hayat bir şiir okuyor sanki playback yapıyor uçuşamayan dolaşık saçlarla mavi gözlünün sözleri.. Yaşananlar dejavudan ibaret gibi,sanki hepimiz idealar dünyasından gelme birer garibe rehine..
5 önemli şey var; onur,huzur,gurur,sabır,metanet..
Not: ihanet = cinayet.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir Lokma Nefes

Kendine ait bir telefon kartı olduğu aklına geliyor,şansına sokuyor kartı ankesörlü telefona,kaldırıyor ahizeyi ve çeviriyor benim evin numarasını.. Kimse yok evde şansına ve belkide ilk gülüşü uzun zamandır şansın O'na...
Ben uyuyorum o aralar sanki hiç kalkmayacakmış gibi.. Rüyalarım kara,rüyalarım kötü.. Ne rüyası kabus hepsi! Bir telefon sesiyle irkilip uyanıyorum hızla kilitli kapımı açıp ahizeyi kaldırıyorum. Saatlerdir bir ölü gibi hiç ses duymayan kulaklarıma sabırla özlediğim O ses değmez mi... Ahhh.. Neye uğradığımızı şaşırıyoruz kulaklarımla.. Karşı taraf ise şaşkın onu tanımadığıma,gülümsüyor usul usul.. Ve ben onun gülümsemesine aşık,ayıkıyorum... Duyduğum ses O'nun sesi... Mmiklerim bocalıyor.. Nice nice depremlerden,iç yangımlarımdan sonra bir kova berrak su üzerime dökülüveriyor ve ben sönüyorum...
-Burada mısın? Geldin mi? diye heyecanla soruyorum aldığım cevap tam tersi..
-Daha 2-3 gün var.. diyor.. (Daha çoooook var kızım daha çoooook var...)
Sabır taşı olsa çatlardı ama bana birşey olmamasına bende şaşkınım,yine içimde bir kıvılcım,yine yeni bir yangın... Olsun diyorum..Beklerim... Sesini duydum ya razıyım buna da,böyle kalmaya razıyım sabahlara dek.. Özlem gideriyoruz  iki üç dakikacıkta olsa.. Sesine sarılıyorum tutkuyla... Hasretle yoğrulmuş her bir hücrem..Sesimi duyurmaya çalışıyorum yangın ortasında.. Dayanamıyorum bir süre sonra ve sanki söndürebilecek gibi birkaç damla serpiştiriyorum ikimizin yangınına bir bana bir O'na.. Sonra birkaç damla daha birkaç damla ve birkaç damla daha... Başaramıyorum ama safım belli olsun istiyorum İbrahim A.s'a su taşıyan karıncalar gibi...
Yangımlarımın sebeplerinden bahsediyorum bir nebze ve O berrak su serpiştiriyor uzaklardan söndürmek istercesine.. Beni bir tek O anlıyor.. O'na da sıçramış meğer kıvılcımlar,az biraz yakmış O'nu da.. Depomda kalan bir kaç damlamla bende yetişmeye çalışıyorum O'nun oralara... Söndürdüm mü ya da azalttım mı bir nebze bilemeden vakit tükeniyor hızlıca.. Son 26 sn.. Sıraya dizdiğimiz ulaştırmak istediğimiz onlarca kelime,özlem,hasret ve daha nicesi.. 5..4..3..2..1.. kımkımkım yankılanan sesimiz.. Kesildi hattımız,ahizeler kapandı ve bir kıvılcım daha düştü yüreğimize.. Yaklaşık üç dakika içinde özleşmiş seslerimizi duyamayız artık... Yangınların ortasında gülümsemeyide öğrenmişiz. O emanet evine yol alırken ben de gelip duygularımı döküvermişim bir kaç damlamla... O bundan habersiz.. O kimsesiz oralarda,bensiz... Ben kimsesizim buralarda O'nsuz...