6 Eylül 2011 Salı

Sonunda Erik Ağacım Da Konuştu

Bir erik ağacığıyım sallanan,rüzgarda bir o yana bir bu yana... 
İçimde bu sene insanları mutlu edememenin hüznü
Ve onca şeye rağmen onların bana itina göstermesi... 
Hakediyor muyum? diye durup düşündüm.
Meyvesiz bir ağaç neye benzer? 
Umudumu da son toprak parçasına gömmüşken üstelik... 
Toprağa düşen yapraklarım hızla çürümekteyken neyin telaşındayım böyle? 
Sabahları herkes uyurken ,çiğ yağarken üzerime ve penceresi bana dönük bir kız çocuğu gülümserken yumuşacık neden mutlu değilim ki?
Penceresi bana bakan bu kız çocuğunun biricik gülümseyişi tek ısıtan içimi... 
Onun dışında herkes için bir erik ağacımıyım yalnızca?
Bilemiyorum...
Oysaki benimde duygularım var... Sulamak yetersiz!
Gübre dersen şayet şu dünya da boktan çok ne var?!
Bana
sevgi lazım...
Hatta
aşk...
                                                           ...
dndzk...

5 Eylül 2011 Pazartesi

Pilav Üstü Tavuk

Tek bir cümlen gözlerimi doldurmaya yeterdi üstelik..
Elimi uzatmaya ve fırtınamı dindirmeye yeterdi sıcacık bakışın...
Neden beni buzdan şatom da kalmaya mahkum ediyorsun böyle?
Neden eritmiyorsun duvarlarımı yine,yeniden...?
Neden hiç cesaret edemiyorsun beni olduğum gibi sevmeye?
Hep bir kalıba sığmak zorunda mı zaten bedenimde sıkışıp kalmış ruhum?
Biz böyle değildik...
Sen beni prenses,peri sanardın; ben sihir yapardım ve sanki işe de yarardı küçücük bir dokunuşum...
Kötü kalpli bir cadınn pençemsi ellerine düştük maalesef ikimizde,kendini ece sanan bir cadının!
Tavuk üstü pilav gibi servis etti kendine bizi,ben didilmiş tavuktum adeta,sen ise lapa bir pirinç!
Tadımız hoşuna gitmiş olacak ki,ikramını da esirgemedi konuksever cadı!
Afiyetle tükendik... Tozumuz bile kalmadı bizden geriye derken bir pirinç tanesi gördüm koca bir tabak senden geriye kalan..
Ufak,küçücük,minicik bir pirinç tanesi... Tabağı,ardından da aynı ocakta yan yanayken senin o kavrulduğun tencereyi düşledim sonra...
Bir dirhem kalmış bedenim kaf dağı kadar uzak fakat bir o kadar da yakın o tencereye nasıl ulaşabilir?
Tavukların uçamadığı aşikar! Peki ya pilav üstü tavuklar da mı uçamaz? Peki ya pirinç tanelerinin kanatları yok mu?  Önce düşlemekten korktum lakin yeniden bir düş kurdum... Minicik kanatlarıyla uçan küçücük pirinç taneleri... 
Var mıydın gerçekten?
Gözlerimiz buluşmadan,ellerimiz birbirine değmeden,yalnızca yüreklerimizle,doludizgin bir aşkı seninle paylaştık mı biz?
Yoksa... Acımasız bir aldatmaca mıydı yaşadıklarımız?
Kimdin sen?
Bilinçaltımın bana oynadığı bir oyun...
Gerçekleşmesini istediğim ulaşılmaz bir düş...
Kahredici bir duygu yanılsaması...
Hangisiydin?


Var mıydın gerçekten?
Bilemiyorum... 




                                                                    Canan Tan'ın `Aşkın Sanal Halleri` Kitabından... 

4 Eylül 2011 Pazar


Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye
Bir de o kahreden gurbet
Sen say ki
Ben hiç ağlamadım
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi
Geceleri koynuma almadım ihaneti
Ve say ki
Bütün şiirler gözlerini
Bütün şarkılar saçlarını söylemedi
Hele nihavent
Hiç buse geçmedi fikrimden
Ve hiç gitmedi
Bir toprak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden
Evet yangın
Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
Evet kaybetmenin o zehirli boğusu
Evet nisyan
Evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
Bu sevda biraz nadan
Biraz da hıçkırık tadı
Pencere önü menekşelerinde her akşam
Dağlar sonra oynadı yerinden
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
Sen say ki
Yerin dibine geçti
Geçmeyesi sevdam
Ve ben seni sevdiğim zaman
Bu şehre yağmurlar yağdı
Yani ben seni sevdiğim zaman
Ayrılık kurşun kadar ağır
Gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet
Bir adın kalmalı geriye
Bir de o kahreden gurbet
Beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç...
Ahmet Hamdi TANPINAR