5 Eylül 2011 Pazartesi

Pilav Üstü Tavuk

Tek bir cümlen gözlerimi doldurmaya yeterdi üstelik..
Elimi uzatmaya ve fırtınamı dindirmeye yeterdi sıcacık bakışın...
Neden beni buzdan şatom da kalmaya mahkum ediyorsun böyle?
Neden eritmiyorsun duvarlarımı yine,yeniden...?
Neden hiç cesaret edemiyorsun beni olduğum gibi sevmeye?
Hep bir kalıba sığmak zorunda mı zaten bedenimde sıkışıp kalmış ruhum?
Biz böyle değildik...
Sen beni prenses,peri sanardın; ben sihir yapardım ve sanki işe de yarardı küçücük bir dokunuşum...
Kötü kalpli bir cadınn pençemsi ellerine düştük maalesef ikimizde,kendini ece sanan bir cadının!
Tavuk üstü pilav gibi servis etti kendine bizi,ben didilmiş tavuktum adeta,sen ise lapa bir pirinç!
Tadımız hoşuna gitmiş olacak ki,ikramını da esirgemedi konuksever cadı!
Afiyetle tükendik... Tozumuz bile kalmadı bizden geriye derken bir pirinç tanesi gördüm koca bir tabak senden geriye kalan..
Ufak,küçücük,minicik bir pirinç tanesi... Tabağı,ardından da aynı ocakta yan yanayken senin o kavrulduğun tencereyi düşledim sonra...
Bir dirhem kalmış bedenim kaf dağı kadar uzak fakat bir o kadar da yakın o tencereye nasıl ulaşabilir?
Tavukların uçamadığı aşikar! Peki ya pilav üstü tavuklar da mı uçamaz? Peki ya pirinç tanelerinin kanatları yok mu?  Önce düşlemekten korktum lakin yeniden bir düş kurdum... Minicik kanatlarıyla uçan küçücük pirinç taneleri... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder